Kadınları bekleyen en büyük tehlike laikliğin tartışılması!

 

Kadınları bekleyen en büyük tehlike laikliğin tartışılması!

Kadın Federasyonu Başkanı Canan Güllü SÖZCÜ’ye konuştu!
Kadınları bekleyen en büyük tehlike laikliğin tartışılması!

Diyanet'in “Kadınlarla tokalaşmak haramdır” fetvasını değerlendiren Güllü, “Bu fetva bana Afganistan'daki Taliban dönemini hatırlattı” dedi ve ekledi: Şu an benim için olmazsa olmaz tek şey laikliktir. Laikliğin olmadığı bir ülkede yaşıyorsak, bütün sorunlar katlanarak devam eder

RÖPORTAJ: Nil SOYSAL     FOTOĞRAF: Mert ARISLAN

Bir tarafta Türkiye ev sahipliğinde Dünya İnsani Zirvesi, diğer tarafta Diyanet'in “Kadın eli sıkmak haramdır” fetvası, öte tarafta da Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü ile ben, Türkiye'de kadını ve yaşadıklarını konuşuyoruz. Konularımız hemen hemen aynı, bakış açılarımız farklı sadece. Aynı saatlerde 81 vilayetten hangisinde kaç kadının şiddete uğradığı, kaç taciz, kaç tecavüz, kaç kadın cinayeti işlendiğini ise bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey var; kadının insanlık onurunun ayaklar altına alınmak istendiği bir dönemden geçiyoruz.

DİYANET DİKKATLİ DAVRANMALI

– Tesadüf o ki; zirve devam ederken Diyanet de “Kadın eli sıkmak haramdır” fetvası yayınladı…
AKP'nin olağanüstü kongresinde Cumhurbaşkanı'nın damadının sayın Sare Davutoğlu'nun elini sıkmaması üzerine yayınlanan bu fetva için “Bu neyin aklı” diye sormak istiyorum. Bir sorum da sayın bakana; Sare Hanım'ın elini tutmayarak havada bırakırken, bir hafta önce Avrupalı kadının elini tuttuğunda, haramın sadece Müslüman kadınları ilgilendirdiğini mi sanıyordu? Kişiler ikiyüzlü olabilir ama Diyanet'in konulara yorum getirirken dikkatli davranması gerekiyor. Daha geçen günlerde aynı Diyanet internet sitesinde 9 yaşındaki kız çocuğunun babada şehvet uyandıracağını söylerken haram ve helal konusunu düşünmüyordu! Diyanetin işi; kadın erkek ilişkilerinde cinsellikle korku yaratmak değil dini devlet işlerine bulaştırmamaktır. Ama Diyanet'in yayınladığı bu fetva bana Afganistan'da Taliban dönemini hatırlattı. O dönemde 18 yaşına kadar erkek çocuklara anneleri de dahil olmak üzere kadın sesi haramdı. Bunun adı da Müslümanlıktı!

KADIN VE DİN ANA EKSENDE…

– Kadınların din ve cinsellik üzerinden aşağılandığı bir dönemden geçtiğimizi düşünüyor musunuz?
Zaten sıkıntı da oradan başlıyor ama aslında bu sorun sadece bu dönemin sorunu değil. Sorun 50'lerin sorunu… Yani siyasetin ana argümanı olarak kadını görmek, o argümanın eşdeğeri olarak da hemen dini yapıştırmak. Kadın ve din, siyasetin ana eksenleri oldu. Çünkü toplumun bu yapıyla çok güzel terbiye edilebileceği metodu tespit edildi. AKP'li belediyelerin daha çok dinsel figürlerle kadını terbiye ettiği bir süreci yaşadık. Karaman olayında da sayın bakan çıktı; “Bir kereden ne olur” diyebildi. Aynı zihniyet değil mi? Laiklik nedir; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır ama bugün Diyanet'in bütçesine, yönlendirmelerine, etkilerine, Kur'an kurslarına, camilerin içindeki çalışmalarına, küçük çocukların beyin yıkamalarına baktığımızda bir başka model çıkıyor. Mersin'deki bir ana okulu öğrencisinin annesine; “Ben cennete gitmek istiyorum. Cennet çok güzelmiş” şeklindeki söylemini de bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor.

“SANAL DİN” TEHLİKESİ!

– Ensest haritasını çıkarmanızın üstünden 1 yıl geçti. Son durum ne?
Bu harita için 4 yıl çalıştık. 81 ilde ensest atlası çıkaracaktık ama ensesti araştırınca bundan vazgeçtik. Çünkü ensestte karşımıza şöyle bir tablo çıktı: Bu skor olarak konuşuluyor. Yani halının altına süpürülüyor bir bakıma… Müslüman ülkede ensest olmaz diyen bakanlar var. Oysa bu her ülkede oluyor. Eğitim, ekonomik seviyeniz ne olursa olsun bu her iki tarafta da var ve oran çok yüksek. Bu oranın beslenmesindeki en büyük etkenlerden biri de sanal din aslında…

DEĞERLER SİSTEMİ YOK EDİLDİ

– Paralel mi demek istediniz?
Açıkçası paralel demeye korkuyorum çünkü yanlış anlaşılıyor. O nedenle sanal din diyorum. Yani İslami çerçevenin içinde yer almayan, 8 yaşında oturtun kızı sandalyeye, eğer ayakları yere değiyorsa evlendirin diyen bir zihniyet dindarlık değildir. Türkiye'de bölünmüşlük, parçalanmışlık, belki de artık değerler sisteminin yok edilmesinin sonuçlarını yaşıyoruz. Ben bu şekliyle baktığımda tablonun çok vahim olduğunu görüyorum. Her şeyi unutun… Şiddet, taciz, tecavüz, ensest… Şu an benim için olmazsa olmaz tek şey laikliktir. Laikliğin olmadığı bir ülkede yaşıyorsak, bütün bu sorunlar katlanarak devam eder. O nedenle laikliğin tartışılması korkunç bir sorundur.

Komisyona bile bizi çağırmadılar

– Boşanmalar neredeyse Türkiye'nin öncelikli meselesi haline getirildi!..
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2015 raporlarının içinde yer alan rakamlara göre; 7.1 oranındaki evlenmeye karşılık, 1.7 oranında boşanma var. Bu şu demek; her 7 evli çiftten 1'i boşanıyor. Bu çok önemli bir oran değildir. Eğer 2015 yılında 300'ün üzerinde kadın öldürülmüşse, sırf boşandıkları için ya da boşanmaya kendilerini mecbur hissettikleri için, uğradıkları şiddetten bunaldıkları için can havliyle boşanmaya gidiyorlarsa, bunların önünü mü keseceğiz? Yani bir 350 kişi daha ölsün mü diyeceğiz? Ben bu komisyondan bu mantığı çıkarıyorum ama Boşanma Komisyonu'na yine alandaki bizler çağrılmıyorsak, burada da iyi niyet görmüyorum. Kadınlar neden boşanıyor, mağdurlar mı gibi soruların cevapları bizde çünkü… Ama bizi çağırmadıkları gibi, gittiler mağdur babaları çağırdılar o komisyona! Bu mağdur babalar, aynı zamanda boşanmış babalar. Peki kadınlar nerede? Anneler nerede? Onlara neden sormuyorsunuz; niye boşanıyorsunuz diye? Vazgeçtim sivil toplumdan; ailenin öznesi olan kadını da çağırmıyorlar. O zaman burada bir ön pazarlık var demektir. Yani o rapora istediğinizi yazmak için istediğiniz tarafın bilgilerini almaktır amaç.

Kadın haklarında İran'ın gerisindeyiz

– Bir rejim tehlikesi görüyor musunuz?
Bugün kadın hakları bakımından İran'ın gerisine düştük. İran'ın cumhurbaşkanı toplumsal cinsiyet eşitliğinden söz ediyor. Bu yılın başında biz İranlı kadınlarla bir araya geldik. Bize söyledikleri şuydu: “Sizin tek şansınız Atatürk'ün size verdiği hakların yasal zeminde olması.” Biz Atatürk'ün bize verdiği hakları biliyoruz ama Osmanlı'dan gelen kadın mücadelesini de unutmuyoruz. Büyük bir mücadele sonucu, üstün öngörüyle haklarımızı siyasal zemine oturttu Mustafa Kemal Atatürk. Yani bu ülkede kadın hareketinin geçmişinin ne kadar derin olduğunu, bu mücadelede kazanımların hangi yollardan geçtiğini aslında hepimiz gayet iyi biliyoruz. Bu kazanımların bugün geldiği noktada kadını yok saymak, birey olmanın ötesinde kişiye indirgemek ve kadını tamamlayıcı unsur görmek gibi söylemlerle karşı karşıya kalıyoruz.

 

Kaynak: 

http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/kadinlari-bekleyen-en-buyuk-tehlike-laikligin-tartisilmasi-1252187/

HABERLER&DUYURULAR

PAYLAŞILAN DOSYALAR

ÜYESİ OLDUĞUMUZ PLATFORM

DESTEK İÇİN