Türkiyeli kadın örgütlerinin en ciddi sınavı

“Varlığının sebebi karşıtın.
Karşıtını var etmeden sen var olamazsın.
Bu diyalektik aklı, minervanın kanatlarına bindiğin
vakit kullanma korkaklığından kaynaklanıyor,
günlük ve pratik hayatın pespayeliği.
Yayınlanmamış Yazılar/ Y.E

Uluslararası 8 Mart grev organizasyonu sitesinde şu ana kadar aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 30 ülkeden feministler greve çıkacaklarını duyurdular. ABD’li kadınların çağrısı Türkiyeli feminist gruplar ve kadın örgütleri tarafından da değerlendiriliyor. “Kadınların uluslararası grevi”ni Türkiye’de gerçekleştirme iddiasındaki kadın örgütlerinin, beslenebilecekleri en uygun örgüt olmasına rağmen halen 122,500 kadın üyeli KESK’in kapısını çalıp, birlikte ne yapabiliriz diye sormaması, kadın hareketinin kitleselleşmeme nedenlerinden biri olarak karşımızda duruyor.

Yurdagül ERKOCA

20 Ocak’ta yemin ederek Amerika başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump’ı 21 Ocak’ta ABD dâhil dünyanın 673 kentinde sokağa çıkan milyonlarca kadın  “O işler o kadar kolay değil diyerek” selamladı.

Amerikalı kadınların çağrısıyla başlayan “Woman March”, Trump’ın  seçim kampanyası süresince vaaz ettiği cinsiyetçi, ırkçı, ötekileştireci ve homofobik politikalara karşı ilk kitlesel karşı çıkıştı.

Sadece ABD’de yaklaşık 4 milyon kadın dünya tarihinin gördüğü en kitlesel protestoyla, kadınlar, siyahlar, göçmenler, Müslümanlar için büyük tehdit oluşturan politikaları hayata geçirmenin bir bedeli olacağını ilan etti. Hem demokratik kitle örgütlerini hem de Amerika’nın popüler isimlerini yanına alan “Washington Yürüyüşü”  büyük bir başarıya imza attı.

İngiltere’deki Brexit oylamasından sonra, Trump’ın beklenmedik zaferi nasıl Avrupa’daki aşırı sağ için büyük bir umut oluşturduysa, kadınların başlattığı itiraz da başta kadınlar olmak üzere dünyanın “ötekilerine” okyanus ötesinden yapılan güçlü bir çağrıydı.

Özlem Aslan’ın 26 Ocak’ta feministe.net’te yayımlanan ve tüm bu sosyal gruplar ile feministlerin dâhil olduğu tartışma sürecini ve tarafların görüş, itiraz ve eleştirilerini son derece derli toplu aktaran yazısından da anlaşıldığı kadarıyla, beyaz, siyah, göçmen, Müslüman, trans, lezbiyen, işçi, işsiz kadınları bir araya getiren bu yeni umut dalgasını yaratmak aslında hiç de kolay olmamıştı.

Bütün bu sosyal kesimlerin birbirine olan güvensizlikleri, hayal kırıklıkları, çekinceleri, eleştirileri ve farklı öncelikleri, kitlesel bir kadın eyleminin ve bu eylemin başlatabileceği kitlesel bir kadın hareketinin önündeki en büyük engel gibi görünüyordu.

Zorlu bir tartışma süreci,  bu engelleri aştı ve 21 Ocak’ta tüm dünyada umudu yeşerten bir gösteriye dönüştü “Washington Yürüyüşü”  bir meydan okuma olarak tarihe geçti.

8 Kasım 2016’da Trump’ın ABD başkanı seçilmesi tüm dünyada büyük bir şok yaratsa da, İngiltere’de Brexit ile başlayan değişim rüzgârının güçlü bir sinyalini veriyordu. 2017 ve 2018’de bir dizi genel seçime gidecek olan Avrupa ülkelerindeki aşırı sağ partiler için uygun siyasal bir iklim şekilleniyordu:

Trump’ın başarısı, Mayıs ayında sandığa gidecek olan Fransa’da Ulusal Cephe (FN) Lideri Marine Le Pen’in iktidar hevesini artırırken, Avusturya’da aşırı sağ Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) dünyada yükselen bu ırkçı dalgadan kendi payına düşenin heyecanını yaşamaya başladı.

Almanya’da Eylül ayında gerçekleştirilecek seçimlerde ilk kez % 10’un üzerinde oy alarak Federal Meclis’te temsil edileceği tahmin edilen aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’nin Başkanı Jörg Meuthen, “Trump’ın  seçilmesi dünya için iyi bir sinyal ve bir milat”  diyerek dünyada yeniden şekillenecek siyasi güç ilişkilerine dikkat çekiyordu.

2017 Mart ayında sandığa gidecek olan Hollanda’da aşırı sağcı özgürlükler partisinin (PVV) lideri Geert Wilders ise ABD’de yapılan seçim sonuçların tarihi bir zafer ve bir devrim olduğunu kaydediyordu.

Nasıl Trump dünyada aşırı sağa moral verdiyse, ABD’deki kadınların başlattığı ve başta Avrupa olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde karşılık bulan hareket yaklaşan felakete karşı durulabileceğinin sinyallerini verdi.

Kadınların, cinsel,  kurumsal, siyasi ve ekonomik saldırılar karşısındaki kararlılığı, farklılıklara rağmen bir araya gelme iradesi başta ABD olmak üzere yeni bir feminist hareketin müjdecisi olabilir.

8 Mart yaklaşırken Amerikalı kadınlar, dünya kadınlarına yeni bir çağrı yaptı:

“Greve gidiyoruz. Bize katılın, Trump gücümüzü görecek. Feminizmin dayanışması bu yönetimi mağlup etmeyecek % 99’un harekete geçmesi edecek. 8 Mart tarihinde sokaklarda olacağız”

Çağrıda, 21 Ocak büyük kadın yürüyüşü faal ve militan feminist harekete ait yeni bir dalganın başlangıcına işaret ediliyor.  Bir başka önemli nokta da hareketin, Trump’ın kadınlardan nefret eden, homofobik, transfobik ve ırkçı politikalarına muhalefet etmekle sınırlı olmaması gerektiğine yapılan vurgu. Hareket aynı zamanda işçi hakları üzerinde devam etmekte olan  neo-liberal saldırıyı hedefliyor.

Amerikalı feministlerin 8 Mart çağrısı bir özeleştirinin yanı sıra harekete yeni bir hedef de öneriyor.

“Bize göre, yeni kadın hareketi dalgasının tüm bu sorunlara cepheden işaret etmesi gerekmektedir. Bu da  % 99 için feminizm olmalıdır.”

Hareket, ırkçılığa, emperyalizme, heteroseksüelliğe, neo liberal politikalara karşı bütünlüklü bir politika hedefiyle yola çıkıyor.

Müslüman, göçmen, siyahi kadınlara, çalışan ve işsiz kadınlara, lezbiyenlere, cinsiyet uyumsuzluğu yaşayan ve trans kadınlara yönelik cinsel kurumsal, siyasi ve ekonomik saldırılar konusunda ortak mücadele kararlığını ilan ediyor.

Uluslararası 8 Mart grev organizasyonu sitesinde şu ana kadar aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 30 ülkeden feministler greve çıkacaklarını duyurdular.

Her ne kadar 21 Ocak’ta dünyadaki kadın itirazına güçlü bir destek veremese de ABD’li kadınların çağrısı Türkiyeli feminist gruplar ve kadın örgütleri tarafından da değerlendiriliyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun sözcüsü Gülsüm Kav, OHAL koşullarında 8 Mart’ta etkin bir grev örgütlemenin zor olacağını belirtiyor ama dünya çapında eylemin parçası olmak için çalıştıklarını söylüyor.

Kav, “Trump’ın başkan olmasıyla da gördük ki, dünyada mizojini yeniden yükseliyor, tehlike büyük. Ayrıca kadın düşmanlığı sadece bazı otoriter liderlerle sınırlı değil. Örneğin Polonya’da kürtajı yasaklamaya çalışan sağcı parti ve Katolik kilisesi, Türkiye’de AKP, Ortadoğu’da İŞİD ve cihatçı örgütler, İran’da fetvalar, Rusya’da kadına yönelik şiddeti aile içine hapsetmeye çalışan yasal geri adımlar ve daha birçok örnek var. Bu yüzyılda bu kadar geri adımı; dekadansı, aklın ve kolektif siyasetin gerilemesine, sosyalizm fikrinden uzaklaşmış olmaya bağlıyorum. Sonuçta sağcı ve köktendinci siyaset güç kazandı ve bunun kadınlar üzerinde başka türlü bedeli oluyor. Biz kadınların, asla Ortaçağ’a geri dönmeyeceğimizi herkesin anlaması için mücadele bayrağını açmamız, bunu dünya çapında güçlerimizi birleştirerek göstermemiz çok önemli; saldırıyı durdurabilir, yönü değiştirebilir. Türkiye’nin hali; dünyada kadın düşmanlığının arttığı dönem biz de ülke tarihinin gördüğü en ayrımcı iktidara denk geldi. Dolayısıyla bizim için bu eylem hem dünyanın tüm kadınlarına sesimizi duyurmamızın hem de onların gücünü arkamıza almamızın bir imkânı olacaktır” diyor.

KADER’in eski başkanı ve kadın hareketinin önemli isimlerinden Çiğdem Aydın da, Türkiyeli kadın gruplarının yaklaşımı, boykot veya grev çağrısına destek olmak, çağrıyı yaygınlaştırmak, kadın gruplarına bilgi vermek yönünde olduğunu belirtiyor. Ve uygulamada karşılaşılacak zorlukları anlatıyor:

“Şöyle ki, grupların bir araya gelip, geniş tabanlı bir toplantıda böyle bir boykot veya grevin Türkiye’de uygulanabilirliği üzerine tartışacak, karar alacak zamanı yok. Ayrıca OHAL var. Bu nedenle, doğrudan ‘biz de boykot/grev yaparız, yapalım’ diye bir karar yok. Ama kadın grupları mailleşmelerinde bu çağrıya destek olalım, dayanışmamızı açıklayalım tarzında görüşler var.
Benim görüşüm de, dayanışmadan yana. Uygulamadan yana değilim.”

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü 21 Ocak’taki kitlesel gösterilere Türkiye’den güçlü bir ses gelmediğini kabul ediyor.

Canan Güllü’ye göre “ABD’de Trump göreve geldiği gün ülke kadınları seçim çalışmaları sırasındaki söylemleri için eylemle protesto ettiler ve  eylem için dünya kadınlarına çağrıda bulundular. Birçok ülke destekledi. Bu süreçte ülkemiz STK’larının sessizliği herkesin dikkatini çekti. Özellikle Osmanlı’dan başlayan güçlü kadın mücadelesine tanıklık etmiş bir örgütlülüğün olduğu ülkemiz için durum biraz farklıydı. Bilindiği üzere 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL nedeniyle birçok kısıtlama ile yüz yüzeyiz. Önümüzde yapılacak anayasa değişikliği için bir referandum var. Ve bu referandum sürecinde 8 Mart etkinlikleri var. Bu nedenle dikkatli olmalı ve tabir yerindeyse engelli günlerde ortalığı germeden mücadelemizi yükseltmeliydik. Bu nedenle o günkü yürüyüşe katılmadık ama desteğimizi ilan ettik. O süreçten itibaren de ülkemizde kadın örgütleri birçok kez bir araya geldi ve 8 Mart etkinlikleri ve aynı süreçte referandum konusunda tutum konuşuldu ve konuşuluyor. Eylemlerin merkezinin İstanbul olmasını önemsiyorum ama Ankara ve İzmir’de de sokaklara çıkmakta hem fikiriz. İçinde bulunduğumuz koşullarda söyleyecek çok sözümüz var.”

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği’nin kurucularından ve kadın hareketinin önemli isimlerinden Halime Güner, 21 Ocak’ın dünya kadın hareketi için yeniş bir başlangıç olacağını düşünüyor:

“Amerika’da başlayan kitlesel hareket Türkiye’de de karşılığını illa ki bulacak. Bütün dünyada kadın mücadele tarihine baktığımızda Amerika’dan gelen rüzgârın bize geldiğini görüyoruz. Her baskının bir isyanı olur. Küçük bir tohum bambaşka meyveler getirir. Geçen 8 Mart katılım açısından bir önceki senelerden daha güçlüydü. Bütün kadınları kucaklayacak bir dil yaratarak 8 Mart’ta kitlesel bir eylemin parçası olacağımıza inanıyorum. Türkiye feminist hareketi bir araya gelme konusunda son derece başarılı.”

250 bin üyesinden % 49’unu kadınların oluşturduğu ve kendi bünyesinde ayrı bir kadın meclisi bulunan Kamu Emekçileri Sendikaları Eş Genel Başkanı Şaziye Köse de ABD’den gelen grev çağrısını Kadın Meclisi’nde değerlendirdiklerini söylüyor. Uzun yıllardır 8 Mart’ın tatil edilmesi için mücadele veren KESK, OHAL ilanından bu yana büyük bir baskı ile karşı karşıya. Görevden uzaklaştırılan üyeleri ve gözaltına alınan yöneticileri ile zorlu bir süreç yaşayan KESK’in 8 Mart’a bir grevle katılması mümkün görünmüyor.

Kadın hareketinin çeşitli parçalarının özellikle de “kadınların uluslararası grevi”ni Türkiye’de gerçekleştirme iddiasındaki grupların bugüne dek, beslenebilecekleri en uygun örgüt olmasına rağmen halen 122,500 kadın üyeli KESK’in kapısını çalıp, bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz, birlikte ne yapabiliriz diye sormaması, kadın hareketinin kitleselleşmeme nedenlerinden biri olarak karşımızda duruyor.

Sendikaların ve sendikalar içinde örgütlü olan siyasi partilerin, gerçekleştirilebilirliğinden kuşkulu olduğu grevi (iş bırakımı) örgütleme iddiası da, en hafifinden kendi gerçekliğimizin idrak edilmemesi olarak yorumlanabilir.

ABD’den gelen çağrı “grev” olsa da mücadeleyi bununla sınırlı tutmuyor. Eylem biçimleri arasında, tüketim faaliyetlerini durdurmak, kitlesel gösteriler yapmak da dâhil olmak üzere bir kısmı Türkiye gibi ülkeler için pek de geçerli olmayan bir dizi öneri var çağrıda.

Şimdi, Türkiyeli feministleri ve kadın örgütlerini ciddi bir sınav bekliyor. Irkçılığa, cinsiyetçiliğe, ayrımcılığa karşı, barış yanlısı, kitlesel bir kadın hareketinin inşa edilmesi sürecinin nasıl yaşanacağı önemli.

Bir yandan çok sesli, çok renkli, çok kimlikli bir toplum vaaz ve vaad ederken kendi içindeki farklılıklara çözüm olarak, küçük parçalara bölünmeyi tercih eden kadın hareketinin “ortak payda”da buluşması geleceği birlikte kurmak için önemli bir başlangıç olacak. “Nasıl bir kadın hareketi” arayışının yapıcı bir eleştiri ve özeleştiri sürecinden geçmeden sonuca ulaşamayacağı aşikâr. Bu bir odaya toplanıp, “sen ne yaptın, ben ne yapmadım”  tartışmasından çok, birlikte iş yaparken izlenecek yol, kullanılacak dil ve konulacak hedeflerle sağlanabilir.

 

Kaynak: http://www.artigercek.com/turkiyeli-kadin-orgutlerinin-en-ciddi-sinavi/

HABERLER&DUYURULAR

PAYLAŞILAN DOSYALAR

ÜYESİ OLDUĞUMUZ PLATFORM

DESTEK İÇİN