Çocuk cezaevi gerçeği (1): Oğlumun iç organları dayaktan zarar gördü

 Resmi verilere göre, Nisan 2017 itibariyle cezaevinde bulunan 12-18 yaş aralığında çocuk sayısı 1.778’i tutuklu, 1.022’si hükümlü olmak üzere toplam 2 bin 800. Türkiye genelinde Ankara, İstanbul, İzmir, Hatay, Kayseri, Tarsus, Diyarbakır olmak üzere 7 kapalı çocuk cezaevi; Ankara, Denizli, İstanbul, Elazığ olmak üzere ise 4 çocuk eğitimevi bulunuyor. 2015 yılında dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın bir soru önergesine verdiği cevap bu sayının artacağına işaret ediyor. Hatay, Tarsus, Diyarbakır, Kayseri ve Çorlu’da yeni çocuk cezaevlerinin açılacağı, önergeye verilen yanıtlardan biri olmuştu.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) araştırmasına göre, çocukların kapatıldığı infaz kurumları arasında en çok şikâyet, Sincan Çocuk Cezaevi’nden geliyor. Bu şikâyetler arasında cezaevi görevlileri tarafından uygulanan şiddet, akran şiddeti, rıza dışında sevk ve çıplak arama başı çekiyor.

Şiddet, taciz, hakaret…

İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Başkanı Ali Tanrıverdi de mahkûm çocuklar ve onların ailelerinden en çok fiziki şiddet, taciz ve sözlü hakaret konusunda şikâyet aldıklarını söylüyor. Çocukların, “Herhangi bir istek ve şikâyette bulunduğumuz zaman azarlanıyor ve dinlenmiyoruz” dediklerini belirten Tanrıverdi, koğuş aramaları sırasında hem sözlü hem de fiziki tacize maruz kaldıklarını da ekliyor. Bazı çocukların sosyal etkinliklere götürülürken hakarete uğramaları sebebiyle dışarı çıkmak istemediklerini ve ‘çocuk’ olarak görülmememenin ağırlığını taşıdıklarını ifade ediyor.

Cezaevine girilmesi ile başlayan döngü

İsmini vermek istemeyen bir sosyal hizmet uzmanı, cezaevinde bulunan çocukların genel profilini şöyle çiziyor: Ailesi tarafından ihmal edilmiş, istismara maruz kalmış yahut sokakta çalışan çocuklar.

Motosiklet çaldığı için 12 yaşında cezaevine giren ve hayatının yaklaşık 10 yılını parmaklıklar ardında geçiren 33 yaşındaki mahkûmun hikâyesini dinliyorum:

“İlk kez cezaevine girdiği zaman için, ‘Yaptığımın kötü bir şey olduğunu bile bilmiyordum’ demişti. ‘Dolaba koyarlardı bizi. Önce ağabeyler bir döverlerdi. Gardiyanlar da onları savunurdu’ diye anlatmıştı. Dolapların içine koyup alttan kağıt yakıyorlarmış. Dolap ısındığında yalın ayak orada durduklarını söylemişti. Akşam ayaklarını çakmak ile yaktıklarını da söylemişti. ‘Arkadaşımın ayaklarını yakmışlardı ve ben uyuyamıyordum. Benim ayaklarımı ne zaman yakacaklarını düşünüyordum’ diyordu. Gardiyanların büyükleri savunmasında, ‘Gelen çocuk problem çıkartacak’ mantığı var.”

Uzman, cezaevinden çıkan ve aile bağları olmayan çocukların iş bulamadıklarını ve bu durumun da bir kısır döngü yarattığını vurguluyor. Söz konusu döngünün 33 yaşındaki 10 yıllık mahkûm için de böyle işlediğini belirterek, “Yaşamak için çalmaya devam etmiş. Tekrar tekrar cezaevine düşmüş ve her düşüşü çok daha travmatik” diyor.

12 yaşından itibaren yıllarını cezaevinde tüketmiş görüşmecisinin, hayatının ziyan olduğunu düşündüğünü, kendisini çaresiz hissettiğini, aslında değişmek istediğini ve fakat damgalandığı için bunu hiç yapamadığını anlatıyor.

Bir ‘ifade biçimi’ olarak akran şiddeti

Sosyal hizmet uzmanına göre, cezaevinden çıkan bir çocuğun yeniden suça meyil etmemesi imkansız denebilecek kadar düşük bir ihtimal… Birçoğunun “zorunluluktan” suç işlemeye devam ettiğini savunuyor:

“Kendisini yalnız hisseden, sevilmediğini, değersiz olduğunu düşünen insanlar bunlar. Başka alternatifi var mı çocuğun? Evde şiddet görüyor, oraya müdahale etmiyorsunuz. Çocuğun yapabileceği tek şey sokağa çıkmak. Peki karnını nasıl doyuracak?”

Çocuk cezaevlerinde meydana gelen şiddet olayları Adalet Bakanlığı tarafından “akran şiddeti” olarak ifade edilebiliyor. Uzman, cezaevi idaresinin yaşanan her türlü olaydan sorumlu olduğuna dikkati çekiyor:

“Yoğun olarak şiddet görmüş çocuklar şiddet uyguluyor. Kendilerini var edebilmek, ifade edebilmek adına, ‘Ben buradayım’ demek için maalesef kendi yaş gruplarına uyguluyorlar. Çocuklarla çalışacak kişilerin çocuk alanında uzman olması gerekir. Kurum müdüründen tutun infaz koruma memuruna kadar hepsinin çocuk alanında eğitim almış insanlar olması gerekiyor.”

“Annemi özledim diyemiyorlar”

‘Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi’ aktivisti ve sosyal hizmet uzmanı Emrah Kırımsoy, cezaevlerinde çocukları ziyaret ettiklerinde, “En çok neyin değişmesini isterdin” sorusuna, “Yemek” yanıtını aldıklarını söylüyor. Yemek konusunu, daha fazla havalandırmaya çıkma ve daha fazla spor olanağı sağlanmasının izlediğini ifade ediyor. Çocukların yaptıkları görüşmelerde, cezaevinde oluşan ‘alt kültür’ nedeniyle güçlü gözükebilmek adına çekingen davrandıklarını da ekliyor:

“Koğuş sistemi ergenler arasında hiyerarşi oluşturuyor. Güçlü olan ayakta kalıyor. En basitinden özlem çektikleri insanları, kişileri dile getirmek konusunda çekingen davranıyorlar. Örneğin, ‘Annemi özledim’ diyemiyorlar. Çünkü orada güçlü olmak durumunda.”

“Biz ‘infolog’ değiliz” itirazı

Kırımsoy, cezaevlerinde görevli infaz koruma memurlarının çocuklara yönelik tavrının kurumdan kuruma değiştiğine dikkati çekiyor. Sistemin bu kişilerden hem güvenliği hem disiplini sağlamalarını hem de gerektiğinde çocuklara ağabeylik yapmalarını beklediğini belirtiyor. Adalet Bakanlığı’nın BİSİS (Bireyselleştirilmiş İyileştirme Sistemi) altında infaz koruma memurlarına eğitim vermeye başladığını hatırlattıktan sonra, cezaevi personeliyle yaptıkları bir toplantıda, “Biz ‘infolog’ (infaz koruma memuru ve psikolog) değiliz” sözüyle zor durumda kaldıklarını ifade ettiklerini anlatıyor.

Çocuklarla birebir ilişki kuran uzman personel bulunmadığını söyleyen Kırımsoy, “Kapasitesi 600 kişi olan bir cezaevinde bir sosyal hizmet uzmanı ya da psikolog görev yapıyor. Yetişemez hale geliyorlar” diyor.

10 yılda sadece 92 şikâyet

Resmi verilere göre, Türkiye’de ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutuklu çocuklar tarafından son 10 yılda işkence ve kötü muameleye uğradıkları iddiasıyla yapılan şikâyet başvurusunun sayısı 92. Emrah Kırımsoy’a göre sayının bu kadar az olmasının nedenlerinden biri başvuru mekanizmalarına erişimin oldukça zor olması. Bir diğer caydırıcı nedenin ise başvurudan sonra çocuğun aynı kurumda kalmaya devam etmesi olduğu kanaatinde. “92 sayısı az gibi görünüyor çoıcuklar çok cesurmuş demek ki… Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış çocuklar olmalılar” diyor.

“Kafasına çuval geçirmişler”

İlyas Gül, Adana’da yaşıyor. Elektrik ve tesisat işleriyle uğraşan İlyas beyin 17 yaşındaki oğlu B. de kendisiyle çalışıyormuş. “Örgüt üyeliği” iddiasıyla cezaevine girene kadar… B., tutuklandıktan sonra sırasıyla Adana, Hatay, Sincan ve Maltepe cezaevlerini gezmiş. Sevk sebebi, cezaevindeki  uygulamalata itiraz ettiği için hakkında açılan disiplin soruşturmaları… Siyasi çocuk mahkum B., Maltepe Çocuk Cezaevi’nde adli suçlularla aynı koğuşta 1,5 ay yatmış. İlyas bey, çocuğunun Hatay’dan Ankara’ya sevk edildiği sırada maruz kaldığı işkenceyi unutamıyor:

“Çok hırpalamışlar yolda. Öyle ki ilk götürüldüğü cezaevinde idare, çocuğu o halde görünce kabul etmemiş.”

Gördüğü şiddet nedeniyle oğlunun bir süre ayağa kalkamadığını ifade ederek, “İç organları dayaktan zarar gördü” diyor. İlyas bey, oğlunun bu süreçte kafasına çuval geçirildiğini de iddia ediyor:

“Doğru düzgün yemek vermiyorlarmış. Koğuşlara köpekle baskın yapılıyormuş.”

Eylül ayında tahliye olan B.’nin yeniden gözaltına alınması uzun sürmemiş. Adana Barosu’ndan avukat Tugay Bek, 10 gün önce Emniyet’e götürülen ve halen gözaltında olan B.’nin ne ile suçlandığını bilmediklerini dile getiriyor. Öte yandan, B.’nin başına gelenlerle ilgili olarak suç duyurusunda bulunacakları sırada yeniden gözaltına alınmasıyla şikâyet başvurusu konusunda sürecinin de başlayamadığını aktarıyor.

 

Kaynak: https://journo.com.tr/cocuk-cezaevi

HABERLER&DUYURULAR

PAYLAŞILAN DOSYALAR

ÜYESİ OLDUĞUMUZ PLATFORM

DESTEK İÇİN