Boğaziçi'nde 'Farkındalık ve Özgüven Artırma Çalışması' Kaynak: Boğaziçi'nde 'Farkındalık ve Özgüven Artırma Çalışması'

Aydın Doğan Vakfı, Hürriyet, BM Kadın Birimi (UN Women) organizasyonu ile Fitside işbirliğiyle düzenlenen Farkındalık ve Özgüven Artırma Çalışması Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

DHA - Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı, BM Kadın Birimi Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktör Vekili ve Türkiye Temsilcisi Vekili Alia El-Yassir, Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Atay, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, Prof. Dr. Ayşen Ufuk Sezgin ve Fitside Personal Training kurucusu Uğur Özgür’ün birer konuşma yaptığı etkinlikte konuşmacılar, kadına yönelik şiddetin ve çocuk istismarının ancak sıfır tolerans yaklaşımıyla engellenebileceğini vurguladılar. Etkinlikte kadına yönelik şiddetle mücadelede mevcut eksikliklere de dikkat çekildi, katılımcılara cinsel taciz, tecavüz ve istismar durumlarıyla karşı karşıya kaldıklarında sessiz kalmamaları, özgüvenli olmaları; hukuki ve psikolojik destek için bu alanda çalışan kurum ve kuruluşlara, emniyete başvurmaları, acil yardım hatlarını aramaları önerildi.

“Dünya’daki servetin yüzde 4.6’sı kadınlara ait”

Aydın Doğan Vakfı (ADV) Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı, vakıf olarak kız çocuklarının eğitimi, güçlenmesi alanında da çalışmalar yürüttüklerini ifade ederek, “Bu çok önemli konulardan bir tanesi onun için buradayız hep beraber. Dünya’da her gün 350 bin çocuk doğuyor. Bunun yarısı kız yarısı erkek eşit sayıda doğuyorlar. Ama maalesef eşitlik galiba o noktada bitiyor. Dünyadaki toprakların yüzde 1’i kadınlara ait, dünyadaki servetin yüzde 4.6’sı kadınlara ait, 800 milyon okuma-yazma bilmeyenlerin 3/2’si kadın böyle gidiyor rakamlar. Oysa kadın eğitimi aldığı zaman her aldığı ilave eğitim yılı için geliri yüzde 11 artıyor. Çocuk ölümlerinin sayısı yüzde 5 ile 10 azalıyor. Bunlar araştırmaların bize gösterdikleri onun için biz alanımızı eğitim olarak seçtik. Grup olarak ‘Baba beni okula gönder’ ile başlayan serüvenimiz şimdi kız çocuklarının güçlenmesi, kaliteli eğitim alması ve Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği sorununun giderilmesine kadar devam edecek.” dedi.

“Toplumsal cinsiyet eşitliği endeksinde 144 ülke içinde 130 sıradayız”

Fetvacı sözlerine şöyle devam etti: “Bugün maalesef toplumsal cinsiyet eşitliği endeksinde 144 ülke içinde 130. sıradayız. Bunda mutlaka ve mutlaka birinci olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu alanda ancak hep beraber olursak sivil toplum, devlet, öğrenciler, üniversite, özel sektör hep beraber çalışırsak bir yerlere varabileceğimizi düşünüyoruz. Onun içinde üniversite öğrencilerimize burs vermek, mentörlük programları,liderlik çalışmaları, yurtlarda kalan öğrencilerimizi üniversiteye hazırlamak , 11 Ekim Dünya Kız Çocuklarını gününü kutlamak, 25 Kasım’ı birlikte değerlendirmek, farkındalık yaratmak bütün bunlar bizim faaliyetlerimizin bir kısmı.” diye konuştu.

“16 günlük bir kampanya bugün başlıyor”

BM Kadın Birimi Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktör Vekili ve Türkiye Temsilcisi Vekili Alia El-Yassir ise konuşmasında, “Aydın Doğan Vakfı’na bizimle bir ortaklık kurduğu için çok teşekkür ediyorum. Umut ediyorum ki gelecekte de bu ortaklıklarımız devam edecek. Bugün bizim yerel ve küresel kampanyamızın başlangıç günü. 16 günlük bir kampanya bugün başlıyor. Bu anlamda da problemin ne kadar ciddi olduğunun bir kez daha farkında olduğumuzu görebiliriz. Biz bugün bahsettiğim gibi bir girişim için bir araya toplandık. Bu kampanyamızı güvenlik bağlamında dünya çapında gerçekleştiriyoruz. Bu girişimimizi Türkiye’nin de içinde bulunduğu 16 ülke içerisine gerçekleştiriyoruz. Ortaklarımız var aslında bütün kıtaya yaygın bir şekilde bu kampanyamızı sürdürüyoruz. Ülkeler arasında Kanada, Meksika, Güney Afrika ve Hindistan da var. “ dedi.

“Bu şiddetin temel sebeplerine bakmamız gerekiyor”

Yassir, Türkiye İstanbul sözleşmesini imzalayarak aslında kadına karşı şiddette öncü ülkelerden biri olduğuna ifade ederek, “Fakat biz bununla gurur duyarken aynı zamanda daha yapacak çok işimiz olduğunu düşünüyoruz. Bir şekilde hem kamu alanında hem de farklı alanlarda kadınların 3/1’nin fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığını biliyoruz. Bizim gerçekten çok açık bir mesajla herhangi bir şiddete karşı sıfır toleransımız olduğu belirtmemiz gerekiyor. Bizim bu şiddetin temel sebeplerine bakmamız gerekiyor. Cezasız kalmaları engellememiz gerekiyor. En anahtar nokta ise kadınların, genç kızların güçlendirilmesi ve bu bağlamda şiddete karşı risklerini en aza indirgenmesi gerekiyor. Herkesin bu değişim dalgasına katılması gerekiyor. Kadınların, erkekler genç çocuklar, genç kızlar hepimizin birlikte çalışarak şiddete karşı net bir duruş göstermemiz gerekiyor. Hem kendi adımıza hem de başkalarının adına mücadele etmemiz gerekiyor.” dedi.

“Hiçbir gerekçeyle şiddet kabul edilemez”

Hiçbir durum ve hiçbir gerekçenin kadına şiddeti meşrulaştıramayacağını belirten Prof. Dr. Ayşen Ufuk Sezgin, “Hiçbir durum, hiçbir gerekçe, hiçbir neden şiddeti meşrulaştıramaz. Bir kere bunu kabul etmemiz lazım. İster kısa giysin, ister açık giysin, isterse sabahın 4’ün de sokakta olsun, ister oturup kahve içmeye gitsin birinin evinde hiçbiri şiddetin gerekçesi olamaz. Buna rağmen biz bir şiddet durumları ile karşılacaksak bunu üç aşamalı düşünmek gerekiyor. Bir tanesi eğer mümkünse bedensel müdafaa uygulamalarında bu ön plana çıkacak. Yine altını çiziyorum. Hiçbir gerekçeyle şiddet kabul edilemez. Şiddeti gören ya da görme olasılığı olan kişilerin neler yapması gerekir. Demek çok doğru değil ama özellikle aile içinde yaşanıyorsa fiziksel şiddetten bahsediyorsa kadınların ses çıkarması gerekiyor. Özellikle yargı konularında hangi durumda bir kadın nasıl bir koruma sistemi uyguluyorsa kendine doğru şey yapıyordur. O an için en doğru şey onun yaptığıdır. “ dedi.

“Yardım, imdat’ yerine ‘yangın, yangın’ diye ….’”

Kadınların şiddet durumlarında yapmaları gerekenleri örnekler vererek bahseden Sezgin, “Arkadaşlar akşam çıkılıyorsa haberdar edilmeli, bir ağ kurulmalı bir acil durumda haberleşebileceğiniz telefona bir kere bastığınızda başınızın sıkıntıda olduğunu bilecek insanlar ve sizin nerede olduğunuzu bildikleri için size destek olabilecek insanlar. Meskun mekandaysak yani evlerin olduğu yerlerdeysek ‘yardım’ işte ‘imdat’ diye bağırmak yerine ‘yangın, yangın’ diye bağırmak bile insanları harekete geçirebiliyormuş. Çünkü yangın olunca daha fazla merak ediliyor, yardım etmek için daha çekingen olabiliyor insanlar. Alkol alıyorsa insanlar 1 saat içinde 1 kadeh şaraptan daha fazla alkol almamaları gerekiyor. Niye farkında olabilmek için alkol insanı daha gevşek yapıyor. İçilen şeylerin bir sürü maddeler katılabiliyor. Bu maddeleri de o kadar rahat bulabiliyor ki insanlar.” dedi.
“Panik çok daha zarar verebilir”
Sezgin sözlerine şöyle devam etti: “Sezgilerimize güvenmemiz lazım. Eğer girdiğimiz ortamda kendimizi huzurlu hissetmiyorsak tuhaflık var rahatsızlık veren bir şey var oradan uzaklaşmak gerekiyor. Cebimizde ani bir hareketle taksiyi çağırıp binebileceğimiz paramızın olması gerekiyor. Sokakta birisi geldi arkadan saldıracak. Sakin olmayı kendimize öğreteceğiz. Panik çok daha zarar verebilir. Kendimizi koruyamıyorsak. O sırada karşımızda silahlı bir kişi varsa kimi zaman ne isterse yapmak durumunda kalabiliriz ama şunu yapmak gerekiyor. Tırnaklarımız işe yarayacak o noktada. Eğer ne yazık ki, bir saldırıya uğradıysak bir delil bırakmamız gerekiyor. Isırmak mesela o bir delildir. Bu insanlar yakalandığında onun anlatımıyla onun üzerinde o delil bulunabilinir. “ dedi.

Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Atay, Boğaziçi Üniversitesi olarak, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde böyle bir etkinliğe ev sahipliği yaptıkları için çok mutlu ve gururlu olduklarını söyledi. 154 senelik özgürlükçü ve çoğulcu bir anlayışla Boğaziçi Üniversitesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliğine her zaman büyük önem addettiğini belirten Atay, “Boğaziçi Üniversitesi’nde toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerine yönelik ayrımcı ile mücadeleyi konu alan pek çok akademik çalışma ve öğrenci kulübü faaliyeti kurum olarak cinsiyeti dayalı ayrımcılık konusundaki tavrımızı özetler niteliktedir. Cinsel taciz, şiddet ve cinsiyet ayrımcılığı, özgür eğitim, gelişim çalışma ortamını zedeleyen unsurlardır. “ dedi.

“Özgüvenli olmak ve gerekli yerlere başvuruda bulunmak en temel gerekliliktir”

Bu yüzden üniversitemiz cinsel taciz ile mücadeledeki tavrını 2012 yılında kurduğu ‘Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu’ kısaca ‘CİTÖK’ diye adlandırdığımız bu komisyon ile kurumsal bir boyuta taşımıştır. ÇİTÖK yaptığı çalışmalar ile üniversite içerisinde cinsel tacize ilişkin farkındalık yaratmanın yanı sıra tüm bileşenlerin ihtiyaç duyduğunda başvurabileceği bir merci haline gelmiştir. Üniversite olarak kadınlara yönelik şiddetin sıfır tolerans yaklayışımıyla engellenebileceğine gerçekten inanıyoruz. Bu konuda yapılan çalışmaları destekliyoruz. Cinsel istismar ve şiddetle karşılaşıldığında sessiz kalmamak, özgüvenli olmak ve gerekli yerlere başvuruda bulunmak en temel gerekliliktir. Bugünkü etkinliğinde bu konulara katkıda bulunacağına gönülden inanıyorum. Burada bulunan tüm genç kadınları da güçlendireceğini de biliyorum.” dedi.

“Bizim sırtımızda bir kalkan olarak gördüğümüz bir İstanbul sözleşmesi var”

Türkiye’de acil yardım hattı işleten bir üst kuruluş olarak görev aldığımız için şiddetin genel çerçevede hayata geçen sürecinde yasal bölümlerinde de yer aldıklarını söyleyen Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü de, “Bu süreç içinde şiddetin nasıl önleneceğine dair 3 bölümde bir çalışma getiriyoruz kendi açımızdan. Öncelikle eğitim ve öğrenme dediğimiz süreç, ikincisi hükümetlerin politikasal süreçleri, üçüncüsü ayakları yere basan ve gerçekten bu coğrafyada güçlü olduğuna inandığımız kadın sivil toplum örgütleri. Bizim sırtımızda bir kalkan olarak gördüğümüz bir İstanbul sözleşmesi var. İstanbul sözleşmesi bu süreçte kadınlara karşı benim özel olarak söylediğim bir tanımlaması var bunu sizinle paylaşmak isterim. Derki İstanbul Sözleşmesini imzalamakla Türkiye Cumhuriyeti ‘Benim bu ülkede yaşayan kadın ve kız çocuklarıyla ilgili saçının teline zarar gelirse kişi karşısında beni bulacaktır’ özeti budur onca maddenin. Çocuk, kadın, kız çocuğu, erkek çocuğu olarak içinde bulanan her türlü şartta biz engel olacağız diye bir politika göstermiş ve bunu imzalamıştır. “ dedi.

“İş farkındalıksa devletin de farkında olması gereken konular vardır”

Güllü sözlerine şöyle devam etti: “Ancak imzalama politikayı ortaya koymak değildir. Eğer siz biraz önce bahsettiğim engellemelerden biri olan eğitim bölümünde sözleşmenin bir maddesi gereği müfredata toplumsal cinsiyeti eşitlemiyorsanız politikanızda uygulanabilirliği sorgularım ben sivil toplum örgütü olarak. Sivil toplum örgütünün biraz önce bahsettiğim üçüncü ayak olması bu coğrafyada da sağlam duruşu bu nedenledir. İş farkındalıksa devletin de farkında olması gereken konular vardır. İmzaladığı bir sözleşme vardır onun uygulanmasında meydana gelen olaylarda mahkemede müdahil olamayan sivil toplumlara karşı ses vermesi lazım. Kendimizi koruyalım. Korumayı hem sporsal anlamda hem de farkındalıkta bilgisel anlama yapalım. Son beş günde gezdiğim her ilde şiddet rakamları verirken hem bir artı gittim. Bugün bakmadan geliyorum ve dünkü rakamı söylüyorum 287 kadın 2017’in başından beri öldürüldü. Sadece en sevdikleri tarafından öldürüldü. Bu rakam çok önemlidir. Çocuk rakamını söylemiyorum ensest ile ilgili çalışmalarımız var.Kız çocuklarımızda eğitimin ilk aşamasındaki nesli koruma altına alacak sürecin başlaması için toplumsal cinsiyet eşitliği dersinin müfredata eklenmesi talep ediyoruz.” dedi.

Fitside Personal Training kurucusu Uğur Özgür ise kadınların kendini koruması ile ilgili destek sağlayan kurumlar olması halinde, yurt çapında bir eğitim programı yapılabileceği hakkında bilgiler verdi. Etkinlikte ayrıca, cinsel tacize karşı özgüvenlerini artırmak amacıyla, Fitside Personal Training eğitmenleri Murat Şinikçi ve Birol Keçebaş tarafından, “şiddet ve tacize maruz kalınırsa vücudumuzda ne gibi fizyolojik değişiklikler olur, bununla nasıl başa çıkabiliriz ve şiddet ya da taciz girişiminden kaçış teknikleri nelerdir” gibi konularda bilgi aktarıldı.
Etkinlik, tüm dünyada kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete meydan okumayı amaçlayan uluslararası bir kampanya olan Cinsiyete Dayalı Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm kampanyası çatısı altında gerçekleşti. Kampanya, her yıl 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü ile 10 Aralık İnsan Hakları Günü arasında düzenleniyor. Kampanyası kapsamında bu yıl, 16 ülkede, 16-30 yaşları arasındaki genç kadınlar için kendini savunma, farkındalık ve özgüven atölye çalışmaları düzenleniyor.

Kaynak: Boğaziçi'nde ‘Farkındalık ve Özgüven Artırma Çalışması’

 

HABERLER&DUYURULAR

PAYLAŞILAN DOSYALAR

ÜYESİ OLDUĞUMUZ PLATFORM

DESTEK İÇİN